GÜNDEM SİYASET EKONOMİ BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT MEDYA YAŞAM TÜMÜ
Barış Pınarı Harekatına Tam Destek...
Barış Pınarı Harekatına Tam Destek...
CHP'li Müdür Kur'an-ı Kerim'le Alay Etti...
CHP'li Müdür Kur'an-ı Kerim'le Alay Etti...
Sendikalardan Harekat Açıklamaları...
Sendikalardan Harekat Açıklamaları...
Erdoğan'dan AB'ye Sert Sözler...
Erdoğan'dan AB'ye Sert Sözler...
GÜVENLİ BÖLGE, İŞSİZLİK İÇİN DE FIRSAT
1 Ekim 2019 Salı

Hüseyin ÖZ

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin New York kentinde, 17-27 Eylül 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletlerin 74.ncü Genel Kurulunda, 24 Eylül 2019 tarihinde yaptığı konuşmada gündeme getirdiği en önemli konulardan birisi, Suriye’nin kuzeyindeki güvenli bölgeydi. Dünya kamuoyunun bu konuya ilgisinin çekilmesi gerekiyordu. Cumhurbaşkanımız, güvenli bölgeye 2 milyon Suriyelinin yerleştirilebileceğini söyledi. 

Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşması o kadar etkili oldu ki, onun dile getirdiği konular, dünya kamuoyunun gündemini uzun süre işgal etti. Yüzyılın en trajik insanlık dramı olan mülteci sorunu da gündem maddelerinden birisiydi. Türkiye’nin güvenli bölge çözümü, ABD gibi bazı ülkelerin baskılarına rağmen, büyük ölçüde kabul gördü. Kabul görmesi çok önemliydi. Zira, çok ciddi bir mali yük olan bu projenin finansmanını paylaşmak, ülkelerin bu konuya yeterince duyarlılık göstermeleri ile mümkündü.       

      Kronik Sorun: İşsizlik

Bilindiği gibi işsizlik, Türkiye’nin en öncelikli sorunu olarak her zaman güncelliğini korumaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı rakamlara göre, işsizlik oranı yüzde 13 seviyesinde. Haziran 2019 ayı itibariyle, bir önceki yılın haziran ayına göre 1 milyona yakın bir rakamla artış göstererek işsiz sayısı toplam 4 milyon 253 bini bulmuş. Genç işsiz oranı ise ürkütücü: Yüzde 26,2. 

Buna mukabil istihdam edilenlerin oranı azalmış. 2019 Haziran ayı itibariyle bir yıl öncesinin aynı ayına göre istihdam edilenlerin sayısı 802 bin azalarak, istihdam edilenlerin toplam sayısı 28 milyon 512 bine gerilemiş. Bu rakamlar, mevcut işsizler ordusuna, son bir yılda, bir milyona yakın işini kaybeden kişilerin eklendiğini gösteriyor. Toplam istihdam oranı da son bir yılda yüzde 46,4’e gerilemiş. 

Geçen yılın Haziran ayı itibariyle toplam yüzde 2 olan istihdam kaybının yüzde 1,5’i inşaat sektöründe gerçekleşmiş. Dolayısıyla inşaat sektöründeki duraklama, işsizlik oranlarını hızla yükseltmiş. 

2018 yılı ocak ayında, yüzde 10’un altında bulunan işsizlik oranı son bir yılda yüzde 13’e ulaşmış. Aynı dönem itibariyle yüzde 48’lerde seyreden istihdam oranı ise bir yıl içinde yüzde 46’lara kadar gerilemiş. 

Kuşkusuz ki işsizlik küresel bir sorun. İşsizlik, gelişmiş, gelişmekte veya gelişmemiş hemen her ülke açısından en öncelikli sorun olmayı sürdürüyor. Bu sorunu ortadan kaldırmak kolay değil. 15-24 yaş arası genç işsizler sorununu çözümlemek çok daha zor. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde bile işsizlik oranları yüzde 7-9 arasında seyrediyor. Hatta, İspanya’daki işsizlik rakamları Türkiye’deki rakamlara yakın. Dolayısıyla ekonomik olarak en gelişkin durumdaki ülkelerde bile işsizlik sorununa çare bulmanın bir yolu yok.           

      İşsizlik Ekonomik Olduğu Kadar, Sosyal ve Psikolojik Bir Sorun 

İşsizliğin en önde gelen ekonomik sorun olduğuna kuşku yok. Çalışabilir nüfusun ciddi bir dilimi, işsizlik yüzünden, ekonomik olarak atıl kalmaktadır. Şöyle düşünün: Buzdolabınız tazecik sütlerle dolu. Bebeğiniz de açlıktan ölmek üzere. Siz, buzdolabınızın kapağını açıp bebeğinize bir damla süt içiremiyorsunuz. İşsizlik böylesine vahim bir ekonomik sorun. Yani, süt alacak paranız olmayabilir. Bu anlaşılabilir. Paranız vardır da bebeğinizin içeceği sütü bulamıyor olabilirsiniz. Bebeğinizin süt alerjisi olduğu için ona süt içiremiyor olabilirsiniz. Süt tüketimi yasaklanmış veya üretimi durdurulmuş olabilir. Belirli bir süre süt içmek sağlık açısından sakıncalı olabilir. Bütün bunlar anlaşılabilir ekonomik sorunlardır. Ama, süt içirmenin hiçbir engeli, sakıncası yok iken ve hatta taze sütlerin bir süre sonra bozulup içilmez hale gelmesi mukadder iken, bebeğinize süt içiremiyor iseniz, bunun anlaşılabilir hiçbir yanı olamaz. İşsizlik sorunu da tam olarak böylesine anlaşılmaz bir sorun. Ekonomik olarak çok verimli bir beşeri kaynak olan 15-35 yaş arası genç kuşağın, yani çalışabilir genç işgücünün istihdam edilememesi, telafisi imkansız bir ekonomik kayıptır. 

Bununla birlikte, işsizlik elbette ki sadece ekonomik bir sorun değildir. En az onun kadar önem arz eden sosyolojik ve psikolojik bir sorundur.

İşsizliğin neden olduğu sosyal sorunların başında, sosyalleşme gelmektedir. Belirli bir işyerinde belirli bir fonksiyonel örgütlenme içinde çalışan bireyler, hem işyerlerinde hem de özel hayatlarında sosyal çevrelerine daha kolay uyum sağlamaktadırlar. Bir işyerinde çalışan kişi; alt üst ilişkilerini kavramakta, nasıl bir üslup ve tarz ile iletişim kuracağını öğrenmekte, davranışlarına çeki düzen verip düzenlemeyi deneyimlemekte ve en önemlisi de sosyal çevresine faydalı olmanın verdiği tatminle, özgüven kazanmaktadır. Bireyin bir işte çalışmasının vesile olduğu en önemli sosyal fayda; bir işte çalışıyor olduğu için, suç işlemekten ya da yasa dışı bir davranış ortaya koymaktan kendisini, çok daha büyük bir özenle alıkoymasıdır. Kuşkusuz ki işini kaybetme korkusunun yarattığı kaygı, onu; daha başarılı olmaya, daha yüksek kariyer elde etmeye ve daha fazla sosyal fayda üretmeye zorlamaktadır. İşini kaybetme kaygısının var ettiği korku çekiciliği sayesinde bireyler, sosyal çevreleriyle daha uyumlu ve yararlı bir ilişki ağı geliştirmekte, otoritelerle olumlu bağlar ve bağlantılar kurmaları gerektiğini öğrenmektedirler. 

·   Bireyin aile ve sosyal çevresine ekonomik ve sosyal katkı sağlıyor olmaktan dolayı elde edeceği hazzın,

·   bir işi başarmanın, takdir ve itibar görmenin, sosyal prestij elde etmenin telkin ettiği yüceltilme duygusu sayesinde, kendisini anlamlı ve önemli hissetmenin sağladığı güven duygusunun,

·   zor işleri başarıp, değerli kariyerler elde edip, daha üst mertebelere çıkarak, taltiflere mazhar olmanın

ve buna benzer pek çok sosyolojik, psikolojik telkinlerle elde edilen tatminlerin sayesinde, bir işte çalışan kişiler, kendilerini daha mutlu, huzurlu, güvenli ve en önemlisi de değerli hissetmektedirler.

Dolayısıyla bir işte çalışan kişi, sadece ekonomik bir yarar üretmiş olmamakta, bir işte çalışıyor olma sayesinde, pek çok sosyal fayda üretilmesine katkı sağlamakta, bir birey olarak, pek çok psikolojik tatmin elde etmektedir.  

      İşsizlik Mercek Altına Alınarak, Politikalar Geliştirilmeli 

Anılan bu gerekçelerden dolayıdır ki, işsizlik konusu diğer tüm ekonomik sorunlardan daha fazla önemsenmeli ve mercek altına alınarak, titizlikle incelenmelidir. 

İşsizlik sorunu ile ilgili çözüm sürecinin birinci evresi eğitimdir. Eğitim, kuşkusuz ki, sadece örgün eğitim ve yüksek öğretim kurumlarının sorumlulukları ile sınırlı değildir. Birincil eğitim kurumu ailedir. Aileler öncelikle, çocuklarına, kendi başlarına bir iş başarma deneyimi kazandırmalıdır. Sürekli olarak, ailesi ve başkalarının desteği ile ayakta duran çocuklar bunu alışkanlık haline getirmekte ve ömür boyu başkalarının himmetine muhtaç hale gelmektedir. Çocuklara gereğinden fazla ihtimam göstermek ve koruyucu davranmak doğru değildir. Ayrıca çocuklar; bir işi kendi başlarına başarması, başkalarına yardım etmesi, başkalarını önemsemesi, aile dışındaki başka insanların takdir ve taltiflerine mazhar olması gerektiğini, aile ortamında, kontrollü bir biçimde öğrenmelidir. 

Örgün eğitimin sunduğu zorunlu ve lise eğitimi süreci boyunca da çocuklarımız yetenek, beceri ve istidatlarına göre eğitim görmelidir. Herkes mühendis, herkes doktor olmalı kastıyla örgün eğitimi düzenlemek doğru değildir. Gelişmiş ülkelerde bunların çeşitli örnekleri vardır. Bize göre özellikle lise çağında, öğrenciler, mesleki ilgi ve istidatlarına göre, belirli mesleklere özgü olan liselere yerleştirilmelidir. Mesela, pek çok ülkeden gelen öğrenciler sayesinde öğrenci sayısı çok yüksek olan ve çok büyük ilgi gören Almanya’daki bir meslek lisesinde, eğitimleri boyunca öğrenciler, sadece yemek pişirme ve serviste bulunma yeterliliği kazanmaktadır. Müfredat, birkaç teorik dersi zorunlu tutmaktadır. Mezun olanlar, AB üyesi ülkelerdeki hemen her otel, kafe veya lokantada kolaylıkla iş bulmaktadır. 

Yüksek öğrenim kuşkusuz ki daha önemlidir. Kanaatimize göre bu haliyle yüksek öğrenimdeki bazı fakülteler, açıkça itiraf edilmeli ki, genç insanlarımızın avutulduğu, oyalandığı mekanlardan ibarettir. Hatta, kimi zaman da terör gibi, madde bağımlılığı gibi bazı dejenerasyonlara, yavrularımız, buralarda maruz kalmaktadır. Yüksek öğrenim bu çıkmazdan muhakkak kurtarılmalıdır. 

Yüksek öğrenimin konumuz açısından çıkmazı ise, ara eleman yetiştirilmesi hususundaki başarısızlıklarıdır. Her mezun kendisini; mimar, mühendis, doktor, hakim-savcı-avukat gibi görmektedir. İşletmeler, bilgisayar teknikeri, eğitimli inşaat ustası ya da motor tamircisi, prosedüre uygun yazışma yapan ve evrak takip eden eleman bulmakta çoğu zaman zorlanmaktadır. Her üç dört aile için bir sağlık memuru istihdam edilebilir. Ama anatomi kitabı okuyan her öğrenci doktor, çorba kaynatan diyetisyen, barbunya ile fasulyeyi ayırt eden kendisini gıda mühendisi olarak görmektedir. Çocuklarımıza, üstelik de astronomik rakamlara katlanarak, yıllarca yabancı dil yüksek eğitim aldırıyoruz ama mesela, “parite”yi “Türkiye’deki bir örnek üzerinde anlatıver” dediğimizde, yabancı dil iktisat eğitimi alan genç mezunumuz, uzun uzun yüzümüze bakmaktadır. Kısacası, yüksek öğrenimi acilen bu zaaflardan kurtarmak gerekmektedir. Dilin, edebiyatın, sanatın bize göre fakültesi olmaz. Bunlar özel sektördeki özel ilgi alanları olarak düşünülmelidir. Üniversiteler, piyasanın ihtiyacı olan istihdam açıklarını kapatmaya yönelik ara eleman yetiştirilmesine özen göstermeli, bu hedef doğrultusunda yapılandırılmalıdır. 

Eğitimin yanı sıra, işsizlik sorununa çözüm üretme sürecinin ikinci evresi üretim olmalıdır. Türkiye bugüne kadar; kara (duble yol ve hızlı tren gibi)-deniz-hava yolları, köprüler, altyapı gibi yatırımlara yönelmiştir. Bu da zorunludur. Yolu olmayan bir köyde, dünyanın en nadide balını üretmenin hiçbir ekonomik anlamı olmaz. Hızla kentleşen ülkemizin; su, kanalizasyon, elektrik, telekomünikasyon, ısınma gibi altyapı yatırımlarını ihmal etme lüksü yoktur. Ancak bu yatırımlar istihdam amaçlı değildir. Yol, su, elektrik veya doğalgaz temin, dağıtım ve hizmetleri ile ilgili çok ciddi yatırım maliyetlerine katlanmakla birlikte, bu işletmeler, orta ve hatta küçük ölçekli imalathaneler kadar bile istihdam yaratmaz. Ne var ki, herhangi bir imalathaneyi faaliyete geçirmeden, organize sanayi bölgelerini kurmadan önce, oraya elektriği, suyu, doğalgazı götürmüş, yollarını yapmış ve diğer altyapı hizmetlerini tamamlamış olmanız gerekmektedir. Türkiye de mecburen öncelikle ekonomik kaynaklarını bu alanlara yöneltmiştir. Ama artık, yoğun istihdam yaratacak küçük ve orta ölçekli imalathaneler ile ticari işletmelerin ekonomiye acilen kazandırılması elzemdir. Ekonomik kaynaklar bu alanlara yönlendirilmeli ve bu sektör acilen canlandırılmalı; politik kararlarla, önlemler bu alana teksif edilmelidir. 

İşsizliğin önlenmesinin bir üçüncü evresi sosyal taraflar arasında gerçekleştirilmesi gereken koordinasyondur. Bu koordinasyon, işçi ve işveren taraflarıyla, kamu ve özel sektör temsilcilerinin müştereken oluşturacağı karar mekanizmaları aracılığı ile temin edilmelidir. Küçük ölçekli bir işletmenin bile istihdam hacmi, ihtiyaç duyacağı norm kadrolar, profesyonel bir elle önceden planlanmalı, eğitim kurumları da bu doğrultuda düzenlenmelidir. Sosyal taraflar arası koordinasyon, aynı zamanda, kaynakların etkin kullanımı ve tarafların katılımı münasebetiyle, yönetsel meşruiyetin tesisi açılarından önem arz etmektedir. Böylece sorumluluk bütün sosyal taraflar arasında paylaştırılmış olacaktır.  

       Güvenli Bölge; Mülteci Dramı Kadar, İşsizlik Açısından da Önem Taşıyor   

İşsizlik sorunu ile ilgili değinmemiz gereken son konu, Suriye’nin kuzeyinde, sınır hattımızda güvenli bölge oluşturulması ve bu bölgeye Suriyeli mültecilerin yerleştirilmesi meselesidir. 

Ülkemizde 4 Milyona yakın Suriyeli mülteci yaşamaktadır. Bunların tamamına yakını niteliksiz işgücüdür. Eğitimli ve nitelikli işgücü de diploma denkliği ve yasal prosedürler gibi nedenlerle, niteliksiz işgücü haline gelmiştir. Günübirlik işlerde çalıştırılan mülteciler çok ağır bir emek sömürüsüne maruz kalmış durumdadır. Bazıları boğaz tokluğuna çalışmakta ya da sefalet ücretine razı olmak zorunda kalmaktadır. Pek çok mülteci, uzmanlığına ve niteliğine uygun bir işte çalışma fırsatı bulamamaktadır. 

Güvenli bölgeye yerleştirilecek olanların önemlice bir kısmı, emek istismarına maruz kalan Suriyelilerdir. Dolayısıyla güvenli bölge bu bağlamdaki bir istihdam dramını da sona erdirmiş olacaktır. Ucuz işgücü olarak kullanılan Suriyelilerin güvenli bölgeye yerleştirilmesi, belirli bir istihdam açığı yaratacaktır. Kuşkusuz ki bu açığın kapatılması belirli düzeydeki işsiz insana iş imkanı yaratacaktır. 

Güvenli bölgeye mültecilerin yerleştirilmesinin işsizlik sorunu ile ilgili diğer bir cephesi şudur: Bölgeye ilk etapta on binin üzerinde bina yapılması planlanmaktadır. Bu binalar ile köyler, kasabalar, ilçeler inşa edilecektir. İnşaat sektöründeki durgunluğun neden olduğu işsizlik, bu inşa sayesinde, belirli ölçüde aşılacaktır. Çünkü hem bina inşaatlarının yapılması hem de inşaatlarda kullanılacak malzemelerin tedariki aşamasında, iç piyasada belirli bir ekonomik canlanma yaşanacaktır. Elbette her bir mülteciye bir dönüm arazi tahsis edilmesinin ve buralarda tarımsal üretim yapılmasının da iç piyasaya olumlu katkıları olacaktır. 

Bu inşa için 25-30 milyar dolarlık bir bütçeden söz edilmektedir. Kuşkusuz ki bu maliyete Türkiye’nin tek başına katlanması mümkün değildir. Ancak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu maliyetin finansmanı ile ilgili olarak da BM nezdinde girişimlerde bulunmuştur. Bu girişim sayesinde, finansman sorunu aşılacaktır. 

Kısacası güvenli bölge meselesi, terör sorunu ile sınırlı değildir. Güvenli bölge mülteci dramına çare olmaktan ibaret de değildir. Güvenli bölge, işsizlik sorunumuz ile de yakından ilgilidir ve iç piyasaların canlanmasına vesile olması bakımından da ekonomi açısından ayrıca ehemmiyet arz etmektedir.   

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA EMEKÇİ TERİ
TWITTER'DA EMEKÇİ TERİ
KÖŞE YAZARLARIMIZ
Hüseyin Öz
GÜVENLİ BÖLGE, İŞSİZLİK İÇİN DE FIRSAT
Mustafa Arif
SİVİL TOPLUMU ANLAMAK
Neşe Yıldız
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
Eyüp Karaderili
SENDİKAL HAREKET, BİRLİK-BERABERLİK VE MÜCADELEDE SORUMLULUK ALMAK
Mehmet Şahin
ENDÜSTRİYEL İLİŞKİLER KURULLARI
Devlet Sert
ÇAĞDAŞ KÖLELİK: TAŞERONLUK
Yahya Osmanoğlu
”Azmin Kurduğu Acz’in Yıktığı Şehirler”e Dair...
ÇOK YORUMLANANLAR
BİLGİ BANKASI
TAŞERON İŞÇİLERİMİZİN İHTİYAÇ DUYDUĞU SORU ve CEVAPLAR ÇALIŞAN REHBERİ SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KANUNLAR - Devlet Memurları Kanunu - İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu - İşsizlik Sigortası Kanunu - Kamu Görevleri Kanunu - İş Kanunu - Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu - Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu - Türkiye İş Kurumu Kanunu - Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun
Emekçi Teri
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri