GÜNDEM SİYASET EKONOMİ BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT MEDYA YAŞAM TÜMÜ
İşçiler Ücretli İzne Çıkarılsın...
İşçiler Ücretli İzne Çıkarılsın...
Koronavirüs Ekonomiyi Durma Noktasına Getirdi...
Koronavirüs Ekonomiyi Durma Noktasına Getirdi...
İstanbul Valiliği Önlemleri Artırdı...
İstanbul Valiliği Önlemleri Artırdı...
Vatandaşlar Koronavirüse Ne Kadar Hazırlıklı?
Vatandaşlar Koronavirüse Ne Kadar Hazırlıklı?
Mustafa Arif
İŞÇİ SENDİKALARININ KADİM TEORİSYENİ İBN-İ HALDUN
9 Aralık 2019 Pazartesi

Modern dönemlerde, en çok sarf edilen aforizmalardan birisi, bilindiği gibi, “Emek En Yüce Değer” sözüdür.

Başta Fizyokratlar olarak bilinen iktisatçılar olmak üzere Smith, Malthus, Ricardo gibi klasik iktisatçılar, emeğin en yüce değer olduğunu ifade etmişlerdir. Onlar, emeğin en yüce değer olduğunu modern dünyaya bellettikleri için, Sanayi Devrimi döneminden itibaren emek, hayasızca ve haysiyetsizce sömürülmüştür.

Altın, elmas, pırlanta, gümüş gibi kıymetli maden ya da demir, kömür, petrol gibi hammadde dünyanın neresinde varsa, orayı soymayı ekonomik faaliyet olarak Merkantilistler vaaz etmiştir. Onlara göre bu madenler, işini bilen ülke ve devletlerin ganimetidir.  Emperyalist sömürü, bu şekilde meşrulaştırılmıştır. “Emek en yüce değer” diyen fizyokratlar ile, klasik iktisatçılar ise, en değerli ganimetin “emek” olduğunu söyleyerek, emeğin yağmalanmasını, ekonomik faaliyet haline getirmişlerdir.

Bilindiği gibi Marx ve Marksist gelenek ile sosyalist gelenek de “emek en yüce değer” diyenlerdendir ama onlar, emek sömürüsüne karşı çıkmışlar, hatta isyan etmişlerdir.

“Emek En Yüce Değer” Diyen İlk Alim İbn-i Haldun’dur.

“Emek en yüce değer” diyerek, bu yüce değerin sömürülme tehlikesine maruz kalacağını, düşünce tarihinde ilk defa, İbn-i Haldun dillendirmiştir. Emeğin değerini modern iktisatçılar, İbn-i Haldun’un teorisi sayesinde fark etmişlerdir.

Büyük İslam Alimi İbn-i Haldun, emeğin sömürüleceğini, bu sömürünün önlenmesinde dini, ahlaki ilkelerin bile yeterli olmayabileceğini söyleyen ve emek sömürüsünün sosyal organizasyonlar eliyle bizzat önlenmesinin gerekebileceğini ilk defa kast eden iktisat teorisyenidir.

İbn-i Haldun, bu teorisini şöyle açıklamaktadır:

Gazzali’nin de belirttiği gibi, İbn-i Haldun’a göre, her müslümanın rızkını araması ibadet kadar önemlidir. Rızkını temin etmek için insanlara hizmet etmek ve onların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik emek sarf etmek, İbn-i Haldun’a göre, ibadetten bile değerlidir.

Nedeni şudur: Yaradan, doğadaki bütün nimetleri ya da mahlukatı, halife tayin ettiği insanın emrine amade kılmıştır. Ancak doğadaki nimetler, doğal halleri ile insanın işine yaramaz. Topraktaki tohumdan buğdayın yeşerip başak vermesi, ilahi bir hikmet olarak Yaradanın ayetidir (dikkat; vahiy ile asla karıştırılmamalı). Ama buğdayın hasat edilmesi, sapla samanın ayrılması, değirmenler inşa edilerek tanelerin ezilip un haline getirilmesi, undan hamur imal edilmesi, onun da mayalanıp pişirilerek ekmeğin üretilmesi; insan zenaatının, emeğinin, cüz’i yaratıcılığının eseridir. Doğal haliyle hiçbir işe yaramaz gibi görünün bir nimet, insan emeği sayesinde, insanın işine yarar hale gelmekte ve bütün insanların hizmetine sunulmaktadır. İnsanın rızıklandığı en nadide yiyecek olan ekmeğin sofralarımızdaki müstesna bir yer edinmesi, insan emeğinin eseridir. Bu eser, kuşkusuz ki, sadece insan kası ya da pazusu ile ifa ve icra edilen bir üretim değildir. Bu üretimler, Yaradanın insana bahşettiği akıl, iz’an, cüz’i yaratma melekelerinin ürünleridir. İbn-Haldun, İslam dininin bu öğretisini, bu haliyle anlatan ilk İslam alimidir.

Her Ürün, İhtiva Ettiği Emek Kadar Değerlidir

Elbette, İbn-i Haldun’un emek-değer teorisi, emeğin mahiyetini anlatmaktan ibaret değildir:

Ona göre bütün ekonomik faaliyetler başlıca iki alanda icra edilmektedir. Bu alanlardan ilki ürünlerin imal edildiği imalattır. İkincisi, ürünlerin değiş tokuş edildiği ticaret alanıdır.

Doğal haliyle insan ihtiyaçlarını karşılama özelliği olmayan hammaddeler, imalat aşamasında, insan hüneri, becerisi, mahareti, marifeti olan emek sayesinde, insanların ihtiyaçlarını karşılayacak hale getirilmektedir. Dolayısıyla, insanların yararlanabileceği bütün ürünler, insan emeği sayesinde değerli hale gelmektedir. Bu yüzden, yani, doğal hammaddeleri insanların hizmetine hazır hale getirdiği, insanların ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir nitelik kazandırdığı için emek en yüce değerdir.

Sözgelimi, teneffüs ettiğimiz hava hayati derecede önemlidir. O olmasa yaşam olmaz. Ancak solunan hava çok önemli olmakla birlikte, ekonomik bir değeri yoktur. Neden yoktur? Çünkü soluduğumuz havada insan emeği mevcut değildir. Dolayısıyla ihtiyaçlarımızı karşıladığımız bütün nimetler, hizmetimize / emrimize amade kılınan bütün araç, gereç ve aygıtlar, nefsimize hoş gelen estetik, edebi, sanatsal bütün eserler insan emeğinin ürünüdür. İnsan emeği onlara değer kazandırdığı için onlar değerlidir.

Bir ürünün fiyatının ne kadar olacağını insan emeği tespit ve takdir etmektedir. Ürünün etiket fiyatı insan emeği tarafından belirlendiği için, emek ekonomik açıdan değerlidir. Dolayısıyla bir ürün için ne kadar emek sarf ediliyor ve emek sarf edilirken ne kadar zahmete katlanılıyorsa,  ürünün fiyatı da o ölçüde yüksek olacaktır.

İbn-i Haldun’un 4 asır kadar önce anlattığı bu emek değer teorisini, modern iktisatçılar aynen kopyalamışlardır. Ancak, İbn-i Haldun’un sindirdiği şu manevi ilkeleri onun teorisinden arındırarak taklit etmişlerdir.

İbn-i Haldun, emek ortaya konulur iken, “insanlığa hizmet eden insanların en şereflisidir” düsturuna riayet edilmesini emek sahibine öğütlemektedir. Emekçi, emek sarf ederek, elbette rızkını temin etmelidir. Ama aynı zamanda da bunun ibadet gibi dini bir görev olduğunun fevkinde olması gerekir. Emek sarf eden emekçi, Allah’tan korktuğu için; hile yapmaz, ürüne sahtekarlık bulaştırmaz, ürüne fahiş fiyat yakıştırmaz, insanları kandırmaya, aldatmaya meyletmez ve asla, dar zamanda daha pahalıya satmak için ürün gizlemez. Dolayısıyla, ister kendisi isterse başkası adına emek sarf etsin, bu maharetin, marifetin ibadet gibi yüce bir değer olduğunu, emekçi, dini inancının ve ahlak anlayışının bir gereği olarak bilir.

Kısacası İbn-i Haldun’a göre, imalat aşamasında emekçi, emeği ile helal rızık temin etmek istiyorsa, dini ve ahlaki ilkelere riayet etmek zorundadır. Elbette ki, ister kendisi isterse başkası adına emek sarf etsin, emeğinin hak ettiği değere, alnının teri kurumadan sahip olmaya hakkı vardır ve bu hak, anasının sütü kadar ona helal olan bir haktır.

İbn-i Haldun’a göre, ekonomik faaliyetlerin yürütüldüğü ikinci alan, ürünlerin alışverişlerinin yapıldığı pazarlar ya da piyasalardır. Burada, çok fazla suistimaller ve istismarlar yapıldığı için, ürünlerin alınıp satıldığı pazarlar/piyasalar dikkatle gözetim ve denetim altında bulundurulmalıdır.

İlk olarak, pazarda/piyasada alınıp satılan her ürün, imalat değerinin yanı sıra, değişim değeri kazanmaktadır. Ürüne değerini, imalat esnasında emekçinin emeği belirlediği için, esasında, ürünün pazardaki/piyasadaki değişim değerini de emekçinin emeği belirlemektedir. Yani, tüccarın sattığı har üründe, o ürünü üreten emekçinin emeğinin hakkı vardır. Ama tüccar, üründeki emeğin bu payını emekçiye vermez. Bu da demek oluyor ki, tüccar tarafından emeğin payı pazarda/piyasada gasp edilmektedir. Sonradan üretim fazlası ya da artı değer gibi kavramlarla anlatılacak olan, İbn-i Haldun’un bu teorisi, günümüzdeki, emek sömürüsü çarkını asırlar önceden haber vermektedir.

İkinci olarak, satılan her ürün özelinde, emekçinin hakkını hak sahibine iade etmediği gibi, bazı tüccarlar; pazardaki/piyasadaki acımasız rekabet yüzünden, fahiş fiyatlar koyarak veya tüketiciyi kandırarak ya da piyasayı speküle ederek hilebazlıklar, suistimaller ortaya koymaktadır. Pazarda/piyasada emekçinin emeğinin ürüne kazandırdığı değer sayesinde çok büyük karlar elde eden tüccarlar, bu sayede sahip oldukları servetlerini, zenginliklerini kullanarak, yöneticiler veya onların memurlarını satın alabilir, onları yönlendirebilir, ekonomik çıkarları doğrultusunda siyasal kişi ve kurumları etkileyebilir. Bunun sonucunda da emek sahipleri her geçen gün daha fazla sömürüye maruz kalabilir.

Rekabetin ya da ekonomik yarışın çok amansız ve insafsız işlediği pazar/piyasa koşullarında çoğu zaman, tüccarları dini ve ahlaki ilkelere tabi kılmak mümkün olmaz. Çünkü tüccarlar, emekçinin emeğinin değerini ne kadar istismar edebilirlerse, o kadar rekabet edebileceklerini hesap ederler. Dolayısıyla, dini ve ahlaki ilkelere gerektiği gibi riayet edilmeyen, denetim ve gözetimden sorumlu kişi ve kurumların yönlendirildiği pazar/piyasa ortamlarının hakim olduğu ekonomik koşullarda emekçi, muhakkak, sosyal organizasyonlar marifetiyle korunmalıdır. Emekçinin emeğinin sömürülmesi bu yolla engellenmeli, kurumsal olarak emekçinin ve emeğin hakları güvence altına alınmalıdır.

Sonuç

İbn-i Haldun, sözü edilen sosyal oluşum ya da organizasyonların adına elbette sendika demiyor. Hatta metinlerinde bu tür oluşumlar doğrudan zikredilmiyor ama teorisinin kastında bu tür öneriler kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Zira, bu tür tedbirlerden mahrum kaldığı takdirde, toplumlarda çok ağır bir zafiyet, bozulma, kargaşa ve çatışmalar baş göstermektedir.

Sendika ya da işçi kuruluşu adı, 3-4 asır kadar sonra konulacaktır. Adını koymamış olmakla birlikte İbn-i Haldun’un ekonomik teorisinin kastında, bugünkü işçi sendikalarının mahiyetine, işlevlerine ve işleyişlerine dair öneriler yer almaktadır.

Sonuç olarak rahatlıkla söylenebilir ki, İbn-i Haldun, düşünce tarihinde, diğer pek çok konuda olduğu gibi, işçi sendikaları konusunda da ufuk açıcı görüşleri ilk defa dile getiren bir İslam alimidir. Onu bugünün gözüyle, yeni baştan okumak, bizim bugünkü sendikal ufkumuzdaki onun izlerini daha net görmemize vesile olacaktır.      

       

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA EMEKÇİ TERİ
TWITTER'DA EMEKÇİ TERİ
KÖŞE YAZARLARIMIZ
Hüseyin Öz
ZOR ZAMANLAR, GÜÇLÜ SİYASAL LİDERLERLE AŞILIR
Mustafa Arif
KAPİTALİSTİN DİNİ, İMANI, MİLLİYETİ, MERHAMETİ OLMAZ; YA EMEKÇİNİN…
Neşe Yıldız
25 KASIM KADINA KARŞI ŞİDDETLE MÜCADELE ULUSLARARASI GÜNÜ’NÜN AKLA GETİRDİKLERİ
Eyüp Karaderili
SENDİKAL HAREKET, BİRLİK-BERABERLİK VE MÜCADELEDE SORUMLULUK ALMAK
Mehmet Şahin
ENDÜSTRİYEL İLİŞKİLER KURULLARI
Devlet Sert
ÇAĞDAŞ KÖLELİK: TAŞERONLUK
Yahya Osmanoğlu
”Azmin Kurduğu Acz’in Yıktığı Şehirler”e Dair...
ÇOK YORUMLANANLAR
BİLGİ BANKASI
TAŞERON İŞÇİLERİMİZİN İHTİYAÇ DUYDUĞU SORU ve CEVAPLAR ÇALIŞAN REHBERİ SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KANUNLAR - Devlet Memurları Kanunu - İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu - İşsizlik Sigortası Kanunu - Kamu Görevleri Kanunu - İş Kanunu - Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu - Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu - Türkiye İş Kurumu Kanunu - Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun
Emekçi Teri
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri