GÜNDEM SİYASET EKONOMİ BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT MEDYA YAŞAM TÜMÜ
İşçiler Ücretli İzne Çıkarılsın...
İşçiler Ücretli İzne Çıkarılsın...
Koronavirüs Ekonomiyi Durma Noktasına Getirdi...
Koronavirüs Ekonomiyi Durma Noktasına Getirdi...
İstanbul Valiliği Önlemleri Artırdı...
İstanbul Valiliği Önlemleri Artırdı...
Vatandaşlar Koronavirüse Ne Kadar Hazırlıklı?
Vatandaşlar Koronavirüse Ne Kadar Hazırlıklı?
Mustafa Arif
KAPİTALİSTİN DİNİ, İMANI, MİLLİYETİ, MERHAMETİ OLMAZ; YA EMEKÇİNİN…
18 Ocak 2020 Cumartesi

19.yy’a gelinceye kadar, tüm zamanlar boyunca, insan emeği en kutsal değer kabul edilmiştir. Kol gücü ile yaşadığı doğal ortamı ihya ve ıslah eden insanoğlu, kafa gücü ile kemale erişip, içinde yaşadığı diğer toplum üyelerinin de tekemmülüne vesile olan yegâne varlıktır. Bu yüzden, yani, emeğinin kutsiyeti münasebetiyle insan varlığı değerli ve tüm diğer varlıklara nispetle ayrıcalıklıdır.

İnsanoğlunun bu tekâmülüne ne vakit barikat kondu?

Sanayi Devrimi denilen dönemde konuldu bu barikat. D. Ricardo (1772-1823), bu barikatı rasyonalize etti, meşrulaştırdı ve bu barikat, günümüze kadar tevarüs etti. Emeğin kutsiyetine vakıf olamayışımızın nedeni bu mirastır ve Ricardo bunun adına “accumulated labour” adını takmıştır.

Batı dillerindeki “labour”a biz emek diyoruz. “Accumulated” kavramının da aslında arabalarımızdaki akü gibi bir anlamı var. Akü ne işe yarar: Bildiğimiz elektriği depolar. Depolanan elektrik enerjisini, belirli bir süre, arabayı çalıştırmak ve farları yakmak için kullanırız.

Ricardo aslında bu kavramı “capital” karşılığında kullanıyor. Yani sermaye demek. İnsan emeğinden çok daha fazla kıymetli olduğunu göstermek için, sermayeye, depolanmış emek gibi bir anlam yüklüyor. Emekçinin emeğini ise, kullanılıp atılan bir mendilmiş gibi tanımlıyor.

İşte, o gün bu gün, üç asra yakın bir zamandır, işçi emeğinin iş elbisesi ya da en fazla tornavida kadar önemli; sermayenin ise refahımızın, konforumuzun, mutluluğumuzun, sağlığımızın, huzurumuzun yegane kaynağı olduğu inancı, hepimizin zihnine kor gibi işlenmiştir.

Ricardo bir şeye daha iman edilmesini temin etmiştir:

Sermaye, yani sıcak para ve kıymetli kâğıtlar ya da altın veya hammadde yahut da üretimde bulunma ve ürünleri nakletmeye elverişli topraklar; herhangi bir ülkenin, milletin, dini topluluğun özel mülkü olamaz. Buralarda bir zenginlik varsa, bu zenginlik tüm dünya insanlığının ortak malıdır. Daha doğrusu, buralarda atıl haldeki zenginlikleri, hangi ülke veya millet mamul hale getirerek insanlığın kullanımına sunmaya muktedir ise, bu zenginlikler o ülkenin özel mülküdür.

Bundan dolayıdır ki, önce merkantilizm denilen eşkıyalık ve çapulculuk ile dünyanın en kıymetli zenginlikleri Avrupa’ya taşınmıştır. Sonra da, topraklarının altında ya da üstünde kıymetli zenginlikleri olan pek çok ülkeyi, Avrupalı emperyalistler kolonileştirmiştir. Bugün hala, Arabistan Yarımadasındaki petrol, Avrupa ile Amerikalıların özel mülkü gibidir. Güney Afrika’daki altın ve elmas madenleri, bu gerekçeden dolayı, tüyler ürpertici bir vahşetle talan edilmiştir. Afganistan’daki kıymetli madenler yüzünden Afgan halkı, yıllardır mezalim altındadır.

Orta Doğu, Orta Asya, Kuzey Afrika, Uzak Doğu, Balkanlar, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler, bu yüzdendir ki rahat ve huzur yüzü görmüyor. Yer üstü ve yeraltı zenginlikleri bulunan topraklara, kaos ve kargaşa hakim. Bu topraklarda terörizm, vahşet ve katliam dışında hiçbir yaşam emaresi yok.

Emperyalist güçler tarafından işgal edilen bu topraklarda istila edilen, sömürülen, gasp edilen bir diğer çok kıymetli değer, emekçinin emeğidir. Tam da bu yüzdendir ki, emekçi kitleleri ve emekçi kitlelerinin örgütlü güçleri işçi sendikaları; emperyalizm karşıtı olmaya, temsil ettiği üyelerinin inançlarını sahiplenmeye, milli ve manevi değerleri benimsemeye mecbur ve mahkûmdur.           

İŞÇİ SENDİKALARI MİLLİ OLMAK ZORUNDA MIDIR?

Evet. Milli olmak zorundadır.

Varlığını muhtaç olduğu toplumun manevi değerlerini benimsemeye, sahiplenmeye mecburdur. İşçi sendikaları, kendilerini var eden toplumun milli ve manevi değerleri lehine ulusal ve uluslararası platformlarda taraf olmak zorundadır. Bu onların birinci görevidir.

İkinci görevleri, ulusal düzeyde olduğu kadar, uluslararası düzeyde de mazlumun, yoksulun, muhtacın yanında olmaya mahkûmdur.

Bir üçüncü görevleri daha vardır işçi sendikalarının: Şayet düzen, yani, ister ulusal düzeyde isterse uluslararası düzeyde olsun, düzen köle düzeni ise; birilerinin birilerine haksızlıkları, adaletsizlikleri normalleştiriliyor, kulun kula kul olması meşrulaştırılıyor, mazlumun zalime razı olması öğütlenip duruyorsa şayet, işçi sendikaları böyle bir düzene isyan etmekle yükümlüdür.

Yükümlülüğü bundan ibaret değildir.

İşçi sendikaları hak ve adalet üzerine kurulu bir dünya düzeni tasavvuru ortaya koymakla da mesuldür. Mevcudiyetinin hikmeti bu mecburiyeti ona icbar etmektedir.

İşçi sendikalarına hamledilen bu hikmet, elbette, insani duyarlılıkların ve sorumlulukların bir sonucudur. Ama aynı zamanda da, işçi sendikalarının var oluş gerekçelerini teşkil eden koşullar, onlara bu hikmeti sahiplenme ve kurumsal olarak tecessüm ettirme yükümlülüğü getirmiştir.

Henüz, ticari burjuvazinin siyasal ve sosyokültürel hegemonyası kurulmadan önce, Avrupa’da, esnafın “lonca” denilen örgütlerinin yanı sıra, bu küçük üretim birimlerinde çalışanların kendi oralarında oluşturdukları “arkadaşlık birlik”leri vardır. Zaman içinde, yani ticari burjuvazinin ekonomik olarak hızla büyümeye ve emek sömürüsünün ortaya çıkmaya başladığı zamanlarda, bu mağduriyetlerin önlenmesine yönelik arkadaşlık birlikleri birbirlerine sahip çıkmaya başlamışlardır.

Bu oluşumlar, işçi sendikalarının ilk tohumu sayılabilir ama ortaya çıkmaları kentleşme ile paralellik arz eder.

Avrupa’nın kıyı kentlerinde, ticaretin artması ile birlikte, bugünkü belediyelerin ilk örnekleri olan yerel meclisler teşekkül etmeye başlamıştır. Bu yerel meclisler, hızla büyüyen kentlerin güncel sorunlarını çözümlemeye ve ihtiyaç duyulan hizmetleri yerine getirmeye çalışmıştır. Bu meclislere, “sendik” adı altında temsilciler de davet edilmiştir.

“Sendik”lerin görevi, kentteki, en fazla ihtiyaç sahibi, yoksul ya da mazlum, mağdur insanların sorunlarını derlemek ve bu sorunları mecliste dile getirmek, muhtaç insanların vekilliğini üstlenmektir. Elbette, haksızlığa, adaletsizliğe uğrayanların da bir tür avukatlığı bu şekilde üstlenilmektedir.

Sonuç

Dertli insanların derdine ortak olan ve dertlerine çare bulmaya çalışan sendik’ler, bu işlevleri ile, bugünkü işçi sendikalarının örgütlenmiş ilk örnekleri olma özelliğine sahiptir. İşçi kuruluşu olarak adlandırılan emekçilerin örgütlü güçlerine “sendika” denilmesinin nedeni budur.

Kuşkusuz ki, işçi sendikalarının dertlenmeleri gereken dertler, zaman içinde çok artmış ve çeşitlenmiştir. Sermayenin hâkimiyetini, küresel olarak bütün dünyada tesis etme ülküsünün ideolojik programı olan kapitalizm, zaman içinde, insanlığa ne kadar çok zarar vermiş ise, elbette ki, işçi sendikalarının da bu zararlara karşı yükümlülükleri o kadar çoğalmıştır. Artık, işçi sendikalarının sorumluluğu, vahşi kapitalizmin yaralarını sarmakla yetinmekten ibaret değildir.

İşçi Sendikaları;

Kapitalist dünya düzeni dışında, alternatif bir dünya düzeni olabilir mi ve kurulabilir mi?

Sorusunun cevabını bulmaya mecbur ve mahkumdur.         

 

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA EMEKÇİ TERİ
TWITTER'DA EMEKÇİ TERİ
KÖŞE YAZARLARIMIZ
Hüseyin Öz
ZOR ZAMANLAR, GÜÇLÜ SİYASAL LİDERLERLE AŞILIR
Mustafa Arif
KAPİTALİSTİN DİNİ, İMANI, MİLLİYETİ, MERHAMETİ OLMAZ; YA EMEKÇİNİN…
Neşe Yıldız
25 KASIM KADINA KARŞI ŞİDDETLE MÜCADELE ULUSLARARASI GÜNÜ’NÜN AKLA GETİRDİKLERİ
Eyüp Karaderili
SENDİKAL HAREKET, BİRLİK-BERABERLİK VE MÜCADELEDE SORUMLULUK ALMAK
Mehmet Şahin
ENDÜSTRİYEL İLİŞKİLER KURULLARI
Devlet Sert
ÇAĞDAŞ KÖLELİK: TAŞERONLUK
Yahya Osmanoğlu
”Azmin Kurduğu Acz’in Yıktığı Şehirler”e Dair...
ÇOK YORUMLANANLAR
BİLGİ BANKASI
TAŞERON İŞÇİLERİMİZİN İHTİYAÇ DUYDUĞU SORU ve CEVAPLAR ÇALIŞAN REHBERİ SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KANUNLAR - Devlet Memurları Kanunu - İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu - İşsizlik Sigortası Kanunu - Kamu Görevleri Kanunu - İş Kanunu - Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu - Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu - Türkiye İş Kurumu Kanunu - Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun
Emekçi Teri
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri