GÜNDEM SİYASET EKONOMİ BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT MEDYA YAŞAM TÜMÜ
Barış Pınarı Harekatına Tam Destek...
Barış Pınarı Harekatına Tam Destek...
CHP'li Müdür Kur'an-ı Kerim'le Alay Etti...
CHP'li Müdür Kur'an-ı Kerim'le Alay Etti...
Sendikalardan Harekat Açıklamaları...
Sendikalardan Harekat Açıklamaları...
Erdoğan'dan AB'ye Sert Sözler...
Erdoğan'dan AB'ye Sert Sözler...
Mustafa Arif
SİVİL TOPLUMU ANLAMAK
26 Eylül 2019 Perşembe

Barış gibi, kardeşlik, demokrasi, insan hakları, toplumsal sözleşme, hoşgörü, uzlaşma gibi, günümüzde, en fazla istismar edilen ve pek çok gizli ve kirli emeli maskelemek, ambalajlamak için kullanılan kavramlardan birisi de sivil toplumdur. Bu istismarların, maskelemelerin, ambalajlamaların en son örneklerinden birisi Almanya’da gerçekleştirildi.

Geçtiğimiz günlerde Berlin’de gerçekleştirilen “Demokratik Türkiye için Toplumsal Sözleşme” isimli toplantı, “tek adam diktasına karşı farklılıklarımızla birlikteyiz” manşeti ile paylaşıldı. Toplantının konuşmacıları; CHP milletvekili (mv.) Ali Şeker (HDP mv.) Mithat Sancar, (SP mv.) Cihangir İslam, FETÖ firarileri Can Dündar ile Ergun Babahan, Akademisyenler Eser Karakaş, Ahmet İnsel. Avrupa Parlamentosu federal meclis üyesi Gökay Akbulut, PKK’nin siyasi sözcüsü eski mv. Hatip Dicle idi. Yeni Türkiye logosu ile düzenlenen toplantının açılış konuşmasını, PKK’nın yan kuruluşu KCKD-E eş başkanı Yüksel Koç yaptı ve toplantı, ANF isimli PKK’nın internet sitesinde yayınlandı.

Toplantıyı, bütün konuşmacılar ve katılımcılar ısrarla sivil toplum faaliyeti olarak niteliyor. Toplantılar boyunca, siyasal iktidara hakaretler, lanetler yağdırılıyor. AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur ittifakı yerden yere vuruluyor. Her tahkir ve tezyif ifadesi, muhakkak; barış, kardeşlik, insan hakları, uzlaşma, hoşgörü gibi laflarla başlıyor. Her iftira, muhakkak; toplumsal sözleşme, sivil inisiyatif, demokrasi gibi kavramlarla sona eriyor.

ABD’nin binlerce TIR dolusu silahı terör örgütlerine dağıtırken barışın nasıl temin edileceğinden kimse söz etmiyor. Filistin topraklarında oluk oluk masum kanı akarken Ortadoğu’da uzlaşmanın nasıl sağlanacağına kimse değinmiyor. Milyonlarca insanın yerinden yurdundan göç ettirilmesinin nasıl bir insanlık dramı olduğu kimsenin aklına gelmiyor. Süper güçlerin kadrolu teröristleri her köşe başını tutmuşken, demokrasinin nasıl tesis edileceği sorusunu kimse sormuyor.

Buna mukabil, yüzlerce kilometrelik sınırı kan gölüne dönen Türkiye ve masum sivillerin güvenliğini temin etmek için çırpınan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin faşist diktatörlük olduğu söyleniyor. Türkiye’de yaşayan insanların aleyhine, Avrupa kamuoyunun algıları organize edilmeye çalışılıyor. Elbette ki bu menfur ve melun girişimleri perdelemek için;  sivil toplum, barış, kardeşlik, demokrasi, insan hakları, toplumsal sözleşme, hoşgörü, uzlaşma gibi kavramlar kullanılıyor.

Sivil Toplum ve Sivil İtaatsizlik                     

Sivil toplum fikri liberal bir teoridir. Teoriye göre siyasal sistem, kamu ve özel olmak üzere iki saftır. Kamu, kendi içindeki güçler ayrılığı ile birlikte devletin kurumsallaştığı alandır. Devletin tek-ele (monopolise) geçmesi ihtimaline karşı, devlet iktidarının sınırlarının belirlendiği ve bu sınırların dışında kalan yaşam dünyasının yasal enstrümanlarla (insan hakları, özgürlükler, anayasa) güvenceye alındığı bir özel alan bulunmaktadır. Özel alandaki kurumsallaşmalara sivil toplum, örgütlere sivil toplum örgütleri denilmektedir.

Sivil toplum bu denli neden yüceltilmiştir? Nedeni şudur; devlet kurumlarının aşırı ya da hegemonik işlemlerinin sivil alandaki örgütlerce denge, denetim ve bilhassa, tehdit altında bulundurulduğuna teorik olarak inanılır. Teoriye göre, siyasal iktidarın mali ve idari nüfuzu dışında teşekkül eden; işçi sendikaları, işveren sendikaları, Tüsiad, Müsiad gibi dernekler, odalar, birlikler, barolar gibi mesleki örgütlenmeler, siyasi partiler ile siyasal birliktelik ile ideolojik görüş ortaklığı içindeki teşekküller sivil toplum örgütleridir. Bu yüzdendir ki, sivil toplum örgütleri, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır ve onlara bahşedilen bu etiket ile unvan sayesinde sivil toplum örgütleri, günümüzde, ziyadesiyle önemsenir, yüceltilir ve kutsanır.

Bu yüceltme ve kutsama sayesindedir ki sivil toplum fikri, uygulamada, ziyadesiyle çarpıtılmakta ve istismar edilmektedir. Bazı çıkar odakları, devlet imkanlarından şu veya bu şekilde yararlanma heveslerini meşrulaştırmak amacıyla, çarpıtılan ve istismar edilen sivil toplum anlayışını kullanmaktadır. Bu çarpıtma ve istismarlar yüzünden, sivil toplum anlayışı ile, demokratik anlamda denge ve denetim fonksiyonu icra edilmemektedir. Bu bakımdan, çoğu durumda, sivil toplum örgütleri demokratik bir anlam taşımamaktadır.

Siyasal iktidarın, uygulamada, aşırılıklarını sınırlandıran niyet ve girişimlerin adına sivil itaatsizlik denir. En çok bilinen sivil itaatsizlik örneği, kapitalizme ve emperyalizme direnen Hindistan’ın milli lideri M. Gandhi ve onun adıyla bilinen tuz yürüyüşüdür. Bizdeki en önemli sivil itaatsizlik örneği ise Başbakan Ecevit’in ayaklarının dibine yazar kasasını atan esnafın eylemidir. Bu olaydan sonra, ödenmesi gereken vergilerin sadece yüzde 40’ı toplanabilmiş ve mükellefler toplu bir direnişle vergi ödemeyi ret etmişlerdir.

Sivil Toplum Fikrinin Çarpıtılması

Sivil toplum fikrinin uygulamadaki çarpıklıkları, devlet imkanlarını sömürme heveslerini meşrulaştırmaktan ibaret değildir. Asıl önemli çarpıklık, devletin değişik kademelerini gasp etmek, karar mekanizmalarını tasallut altında bulundurmak suretiyle, devletin gayri meşru bir biçimde ele geçirilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, belirli bir mihrak, devlet içinde paralel yapılar oluşturarak, devletin bütün gücünü şirret emellerine yönelik olarak kullanır ve devlet, böylece, belirli bir şer ittifakının emrine amade hale getirilir. Nitekim Türkiye, bu paralel yapılanmanın sonuçlarını çok trajik boyutlarıyla yaşamış bir ülkedir.

Sözü edilen toplantının gizli ve kirli emeli, böyle bir paralel yapılanmaya yönelik hazırlık yapmaktır. Bazı siyasi kişilikler bu niyetle orada bulunmaktadır. Benzer örneklerini değişik boyutlarda gördük. Örneğin, Mason locaları öteden beri kendilerini sivil toplum örgütü olarak tanıtır ama asıl hedefleri devletin belirli kademelerini ele geçirmektir. Devleti ve bilhassa yürütme erkini baskı altında tutmak isteyen bazı çıkar grupları da kendilerine, genellikle, sivil toplum adını yakıştırır. Esasında bu çıkar örgütleri, baskı uygulayarak ya da sahip oldukları oylarla siyasal iktidarı tehdit ederek, devlet kademelerine çıkarlarına uygun müsteşar, genel müdür, hatta daire başkanı atanmasını temin etmeyi hedefler ki, olası bir ihale ya da teşvikte ayrıcalık elde etsinler. Tarikatlar, cemaatler veya onların vakıf, dernek, birlik, işletme gibi türevleri de kendilerini sivil toplum teorisi ile teçhiz edip kutsar. Esasında, bu teçhizat ve kutsamanın din ya da inançla ilgisi yoktur. Çünkü bu yüceltme, beşeri bir ideoloji olan liberalizmin vaaz ettiği bir kutsamadır.

Sivil Toplum Ahlakı

İnsanlık tarihi boyunca insanlar arasında her zaman yöneten yönetilen ilişkisi söz konusu olmuştur. Bununla birlikte, ister kamu kuruluşlarında olsun, isterse kamu ile ilgisi bulunmayan kuruluşlarda olsun, günümüzde, yöneten yönetilen ilişkisini düzenlemek için bazı ara mekanizmalar teşkil ettirilmiştir.

Yönetici kişiler, duygusal, irrasyonel veya fevri kararlarla yönetmesinler diye, her kuruluşta karar mekanizmaları oluşturulmuştur. Karar mekanizmaları hiyerarşik ve fonksiyonel  kurullar halinde örgütlenerek kurumsallaşma temin edilmiştir. Kurullar, kurallara göre karar vermek zorundadır ve kural herkesi bağlar. Yönetimler, kamuda da böyledir, kamu dışı kuruluşlarda da. Daha karmaşık, büyük, etkili ve işlevsel yönetimler, karar mekanizmalarını ayrıştırmışlardır ki, devlet kuruluşlarındaki yasama, yargı, yürütme buna örnektir.

Bununla birlikte, bazı yönetsel işlevler, devlet bünyesinde bulunmayan kuruluşlarla gerçekleştirilir. Buna, işbirliği ve işlevsel ortaklık denir. Bunlardan bir tanesi non-government denilen kuruluşlardır.  RTÜK, TMSF, EPDK gibi kuruluşlar böyledir. Kamu kuruluşu gibi görünmekle birlikte, hükümetin hiyerarşik yapısı içinde yer almaz. Müstakil karar mekanizmaları vardır.

Özel veya kamu, her örgütün karar mekanizmalarının işbirliği ve işlevsel ortaklık yürütmek zorunda olduğu kurumsal organların ikincisi sivil toplum örgütleridir. Ürün ve hizmet sunmakla yükümlü kamu ya da özel kuruluşların (1)paydaş ve müşterilerine duyarlılıklarını arttırmak, (2)halka daha etkin ve işlevsel hizmet sunmalarını sağlamak ve (3) toplum içindeki değişik meslek gruplarının, örgütleri aracılığı ile kamusal politikaları etkilemelerini temin etmek amacıyla, işbirliği içinde olmak zorunda oldukları ve işlevsel ortaklıklar yürütmeye ihtiyaç duydukları kurumlara sivil toplum örgütleri diyoruz.

Bu amaç doğrultusunda yürütülen en bariz ve bilinen işbirliği ve ortaklık toplu iş sözleşmeleridir. Bunun dışında da çok çeşitli akitlerle sözü edilen işbirlikleri ve ortaklıklar gerçekleştirilir. Çok basit; berbere berberlik belgesi berberler odası tarafından verilir. Berber hizmetini müşterisine sunar, vergisini devlete verir, işletme belgelerini yerel yönetim birimlerinden alır ve her türden sorununu, bağlı olduğu bu sivil toplum örgütü aracılığı ile çözer. Öte yandan, kamu kuruluşları, yönetsel meşruiyetini, sosyal çevrelerle işbirliği içinde aldığı kararlara dayandırır.

Tüm bunlar yönetim sisteminin işlemesi için zorunludur. Dolayısıyla, mesleki deontolojiler gibi, sivil toplum örgütlerinin de ahlaki ilkeleri vardır, olmak zorundadır. Aksi takdirde onları saygın kurumlar olarak kabul etmeyiz. Hatta mesleki ilkelerine riayet etmeyen örgütlere, sivil toplum örgütü demek çok büyük bir hatadır.

Sivil toplum örgütlerinin ahlaki ilkelerinin neler olduğunu sıralayalım ki; bu ilkeler, kriterler; aynı zamanda, hangi sivil toplum örgütünün faydalı, gerekli, işe yarar, hangilerinin zararlı olduğunu bize göstersin:

  1. Nasıl ki ahlaklı bir bireyin ailesine ve yakınlarına zarar vermesi mümkün değilse; ahlaklı bir sivil toplumun da içinde barındığı ve nemalandığı topluma, millete ve devlete zarar vermeye yönelik faaliyetlerde bulunması kabul edilemez. Hatta bu konularda tarafgir olması, vatanına, milletine, devletine sahip çıkması beklenir, tıpkı bir annenin çocuğuna merhamet ve şefkat göstermesi, bir evladın anne babasına sevgi ve saygı duyması gibi.
  2. Ahlaklı bir bireyin aile üyelerine ve yakın çevresine yararlı olması, onlar için çalışıp çırpınması gibi; ahlaklı bir sivil toplum örgütü de vatanına ve devletine daha yararlı olma, halka en iyi hizmetlerin sunulmasını sağlama, toplumu oluşturan kişiler ve kurumlar arasında ahengi, hoşgörüyü, dayanışmayı, yardımlaşmayı temin etme yükümlülükleri taşımaktadır.
  3. Sivil toplum örgütleri, yöneten kişi ve kurumlarla yönetilen taraflar arasındaki duyarsızlıkları giderme, kırgınlık ya da husumetleri önleme, sürtüşme, kavga ve çatışmaları ortadan kaldırma, huzur ve sükûnet kaynağı olma işlevleri üstlenmek zorundadır; tıpkı saygın aile büyüklerinin edep ve ahlak kaynağı olmaları gibi.
  4. Kim olursa olsun ve nerede olursa olsun, mazlumun yanında olma, haksızlıklara karşı durma, yanlışlara itiraz etme ve kötülerle ve kötülüklerle mücadele etme, evrensel ahlak ilkeleridir ve sivil toplum örgütleri de bu ahlakı ilkelerden müstağni değildir.
  5. Bilge ve erdemli insanların çevrelerine sürekli ışık yayması gibi; sivil toplum örgütleri de sürekli olarak, algıların manipüle edilmesine, insanların kandırılmasına, dezenformasyona karşı, içinde bulundukları halkı bilgilendirmeli, uyarmalı, enforme etmelidir. Güvenilir bilgi kaynağı olarak, kamuoyunun gözünü, gönlünü ve ufkunu sürekli aydınlatmalıdır.
  6. Sivil toplum örgütlerinin belki de, en önemli ahlakı değeri, “rabbena-rabbena; heb bana-hep bana” sapkınlığına kendilerine kaptırmamalarıdır. Çünkü bu sapkınlık, devleti ele geçirip belirli çıkar örgütlerinin emrine kamusal gücün amade kılınması sonucuna kadar abartılmaktadır ki, bu da, devlet içinde paralel yapılar oluşturulması anlamına gelmektedir. Her ne kadar, belirli bir mesleğin kapsamı ile sınırlı da olsa, sivil toplum örgütlerinin en başta gelen ahlaki değeri; kendilerinin, toplumun geneline matuf yararlar sağlama yükümlülüğü taşıyan sosyal oluşumlar olduklarını asla unutmamalarıdır.

Bu ahlaki ilkeleri, kriterleri taşıyan, örnek sivil toplum örgütleri var mıdır? Sorusu hemen akla gelebilir. Bize göre vardır: Bu sivil toplum ahlakının bariz örneklerini üzerinde taşıyan sivil toplum örgütü Hak-İş Konfederasyonu’dur.

Hak –İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, uluslar arası kuruluşlardaki temsil işlevini, mazlum ve mağdurların maruz kaldıkları haksızlıkları dile getirmeye adamıştır. Tıpkı uluslar arası bir devlet adamı olan, Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş milletler ve diğer uluslar arası kuruluşlarda, mağdur ve mazlum toplumların trajedilerini dile getirmesi gibi, Arslan da, uluslar arası işçi kuruluşları nezdinde, benzer bir ahlaki işlevi yükümlenmektedir. Gene bir diğer örnek Hak-İş’in merhum genel başkanı Necati Çelik’tir. Hak-İş’e rakip bir işçi konfederasyonuna, 12 Eylül rejimi tarafından sınırsız ayrıcalıklar bahşedilmiş olmasına rağmen, Çelik, Çalışma Bakanlığı üstlendiği dönemde, “elime fırsat geçmişken kamu gücünü Hak-İş emrine amade kılayım” ihtirasına kendisini kaptırmamış, yasal çerçevenin çizdiği icaplara uygun hizmet sunmaya çalışmıştır. Aynı şekilde Hak-İş Konfederasyonu bünyesinde yetişmiş lider yöneticiler olan Hüseyin Tanrıverdi, Salim Uslu, Agah Kafkas gibi isimler de kamunun kendilerini bahşettiği gücü kötüye kullanıp, dar kalıplara kendilerini mahkum etmeden, kamunun geneline hizmet vermeye çalışmışlardır. Keza, Jülide Sarıeroğlu, Aydın Ünal gibi isimler de kamu görevi üstlendikleri dönemlerde, uzman olarak görev yaptıkları Hak-İş Konfederasyonu’nun emrine kamu gücünü amade kılalım telaşı ve kaygısı taşımamışlar, kamu hizmeti neyi gerektiriyorsa, onu yerine getirmeye çalışmışlardır. Demek ki, Hak-İş Konfederasyonu, aynı zamanda, sivil toplum edep ve ahlakını mensuplarına benimsetme görevini de ifa etmektedir.  

Kısacası, nadir de olsa, bu örnekler göstermektedir ki, sivil toplum örgütlerinin ahlakı vardır ve bu ahlak, ifa ve icra edilmektedir. Bunun örneklerine tanık olunmuştur. Umut edilir ki, bütün sivil toplum örgütleri, bu rol modelleri kendilerine örnek alırlar ve devlet hizmetinin, kamunun genelinin yararını gözeten bir hizmet olduğunun farkında ve fevkinde olurlar.   

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA EMEKÇİ TERİ
TWITTER'DA EMEKÇİ TERİ
KÖŞE YAZARLARIMIZ
Hüseyin Öz
GÜVENLİ BÖLGE, İŞSİZLİK İÇİN DE FIRSAT
Mustafa Arif
SİVİL TOPLUMU ANLAMAK
Neşe Yıldız
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
Eyüp Karaderili
SENDİKAL HAREKET, BİRLİK-BERABERLİK VE MÜCADELEDE SORUMLULUK ALMAK
Mehmet Şahin
ENDÜSTRİYEL İLİŞKİLER KURULLARI
Devlet Sert
ÇAĞDAŞ KÖLELİK: TAŞERONLUK
Yahya Osmanoğlu
”Azmin Kurduğu Acz’in Yıktığı Şehirler”e Dair...
ÇOK YORUMLANANLAR
BİLGİ BANKASI
TAŞERON İŞÇİLERİMİZİN İHTİYAÇ DUYDUĞU SORU ve CEVAPLAR ÇALIŞAN REHBERİ SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KANUNLAR - Devlet Memurları Kanunu - İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu - İşsizlik Sigortası Kanunu - Kamu Görevleri Kanunu - İş Kanunu - Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu - Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu - Türkiye İş Kurumu Kanunu - Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun
Emekçi Teri
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri